Search billions of records on Ancestry.com
   


.

Dönence


Sara uzun bir günün sonunda okuldan eve geliyordu. Yol üzerinde
Elizabeth'e rastladı, oğlunu bakıcısından almış o da eve dönüyordu.
"N'aber?" diye sordu Elizabeth. "Fena değil, biraz yorgun biraz da bitik,"
dedi Sara. Neden yorgun olduğunu biliyordu da neden bitik olduğunu
çıkaramıyordu. Henüz Haziran olmasına karşın yazın ağır nemli havası
şimdiden bastırmıştı bu küçük üniversite kasabasında. Elizabeth'in
kapısının önüne gelmişlerdi. "Hadi yarın gece bir parti yapalım," dedi
Elizabeth kucağındaki Çin-Amerikan melezi şirin oğlunu beline biraz daha
yerleştirerek. "Ne partisi?" dedi Sara iri siyah gözlerini açarak.
Elizabeth her zamanki dinamik, eyleme hazır tavrıyla, "Yazı kutlama
partisi,"dedi. "Yazı mı kutlayacağız, neden?" "Bak," dedi Elizabeth,
burada ortak kutlayabileceğimiz o kadar az gün ve neden var ki! Yazı
kutlamak onlardan biri, 21 Haziran bugün, dönence! Kimse kendi bayramını
seyranını kutlayamıyor gönlünce, biz de 'yaza hosgeldin' partisi yapalim.
Hadi gel, bir dolaşalım siteyi. Eminim bize katılacaktır herkes."

Sara akşam yemeğinden sonra oturup renkli kağıtlarla birkaç ilan hazırladı,
çamaşırhaneye bir tane, ilan tahtasına bir tane, bir tane de bloklar
arasındaki duvara astı. "Yarin akşam partide buluşalım. Yemeğinizle gelin,
müzikler bizden, eğlenmesi sizden! Yazı birlikte kutlayalım. Güneş
battıktan sonra açık havada."

Izgarada Türk usülü köfte de vardı, Meksika usulü marinatlı tavuk da.
Kızarmış Polonya sosisleri olmadan parti parti sayılmazdı. Sonuçta herkes
ağzına layık birşeyler buldu, artanlar tabaklarda göz doyurdu. Masalarda
Italyan salatasıyla Azeri mercimeği birbirlerine göz kırparken çocuklar
patates çipslerini bir çırpıda talan ediverdiler. Bazıları suşiyi kimseye
bırakmazken, bazıları da yemekte tutucu olduğunu söyleyip peynir ekmeğe
talim etti. Öteki yemekler de müşterisiz kalmadı, geç gelenler ne kalmışsa
ondan yediler.

Ara ara gelenler pişirdikleri bir kap yemeği ortaya koyup katıldılar
şenliğe. Kimse ev sahibi değildi, misafir de; hem ikisi hem hiçbiri…
Sonunda herkes çöpünü toplayınca ortalık da temizleniverdi. Bazıları
erkenden ayrıldı, bazıları sohbeti koyulaştırıp geceyarısını ertesi güne
bağladı.

Rambalar, sambalar yapıldı, dansın tadına varılınca müziğin temposu
yükseldi. Müzik kıvraklaştıkça hareketler hızlandı, işte o zaman tam
sırasıdır deyip alaturka bir bant kondu teybe ve göbek dansına geçildi.
Hanımlar bellerine birer eşarp dolayıp kalçalarını kıvırmaya, gerdanlarını
kırmaya başladılar. Beylerden de bu eyleme özenenler oldu; ağlayan
çocuklarını kucaklarına alıp piste fırladılar. Herkes hem seyirciydi hem
de gösterici. Birisi bir yerlerden bir tef bulup getirdi, tefin gelmesiyle
eğlence de doruğuna erişti. Ortalık tam anlamıyla vur patlasın, çal
oynasına döndü.

Her renkten her dinden insan birarada yediler, içtiler, dansettiler, gece
yarılarına kadar eğlendiler. Bundan en çok nasibini alanlar da çocuklardı,
saatlerce kendilerine karışan bir büyük olmaksızın açık havada gönüllerince
oynadılar. Fırsat bu fırsattır diyerek akıllarına geleni yaptılar,
bazıları duvarlara tırmandı, bazıları da evde buldukları kıyafetlere
büründü. Ortalık palyaçolarla, Robin Hood'larla, küçük cadılarla,
ayıcıklarla doldu. Büyükler iyiden iyiye gevşediklerinden çocukların
yaptıklarına hiç ses çıkarmadılar. Sonra küçükler birer ikişer çekildiler
aradan. Bazı analar ya da babalar da. En sona kalan yetişkinler, kafaları
bira ve beyaz şarapla iyiden iyiye rahatlamış bir halde başladılar dünyayı
kurtarmaya. Hani olur ya, herkes yepyeni birşey söylermiş gibi konuşur da
herkes aslında hep aynı şeyleri söyler, işte o türden. Akdeminin
ikiyüzlülüğünden tut da Polonya'da kadınların nasıl ezildiğine, Amerikan
hükümetinin kirli çamaşırlarını nasıl temize çıkardığından, Papa'nın Lech
Walesa'yı nasıl taç giydirir gibi başkanlık vaftizi ettiğine kadar. Yoksa
Irak, Amerika'ya söylemiş miydi herşeyi? Acaba Özal'ın başka hesapları mı
vardı bu savaşta? Israil neden iki Müslüman ülkenin arasında kalmıştı bu
olayda?

Her dinden insan vardı da dinlerin birbirinden pek de ayrı olduğuna inanan
yok gibiydi. Niye kürtaj yasaklansın, niye kilise hükümete karışsındı.
Niye her iş kadınların sırtına yüklendiği halde emeklerinin karşılığını
almasınlardı? Neden kadınların doktora yapmasını hala yadırgıyordu bu toplum?

Hep soruldu bu sorular. Cevap veren olmadı. Hafiften serinledi ortalık,
gözler mahmurlaştı. Bitişik evlerde oturup da bir yıldan fazla bir süredir
birbirleriyle iki çift laf etmemiş olanlar komşu olduklarına sevindiler,
aynı kafada olduklarını keşfettiler. Suçu sonunda kapitalizme yüklediler,
eh pek de masum sayılmazdı bu sistem. Sistemin çarklarına takılıp dönmüyor
muydu bu hayatlar? Bu sistemde ayakta kalmanın kaygılarını yaşamıyor muydu
bu insanlar? Ama yine de bu sistem nedeniyle burada biraradaydılar!

Kimsede yerinden kalkmaya hal kalmamışken Türk kahvesi imdada yetişti.
Gecenin o saatinde kahvenin hafiften iri çekildiğini de kimse farketmedi.
"Nefıs, nefıs," diyerek içtiler acı kahveleri. Yazın bu en kısa gecesinde
uzun uzun eğlenmişti bu dertleri bir pasaportları farklı insanlar. Ay
bulutların ardından göz kırparken herkes evlerine dağıldı. Evlerde
kanepelerin üstünde uyuya kalmış çocuklar yataklarına yatırıldı.

Sara eve girerken Elizabeth ve kocası Yu Ang' ı, Kathy ile kocası Shiraz'ı,
Irene'i, Tatty'yi, Brain'ı, Haim'i, Sam'i ve Doreen'i, Kiyoko'yu ve Mary'yi
düşündü. Hepsi daha iyi bir gelecek için buradaydı. Onların geldikleri
yerler nasıl yerlerdi acaba? Kendi evini, yurdunu anımsadı. Birden aklına
geldi, saatler sabahın ilk saatleri olduğuna göre bugün Kurban Bayramı'ydı.
Annesini aradı. "Iyi bayramlar, anne" deyince annesi hüzünlendi birden.
"Oralarda yapayalnız, bayramdan seyrandan haberiniz yok, değil mi?" dedi.
Sara, "Biz bayramı bir gece öncesinden kutladık," dediyse de annesi pek
inanmadı. Sara da ona tek tek bayramlara ne gerek var diye soramadı.
Telefonu kapadı, sabah olmak üzereydi. Kulağında oyun havalarının ritmi,
bacaklarında sambaların yorgunluğu, içkinin verdiği gevşeklikle kendisinden
önce eve gelip yatan Serdar'in yanına uzandı. Yaz güzel başlamıştı.


Yasemin Alptekin Oğuzertem
21 Haziran 1989
Bloomington-Indiana



Yasemin Alptekin Oğuzertem ©1989